Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.
Add Innovel to the desktop to enjoy best novels.
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.
Your cookies settings
Strictly cookie settingsAlways Active
Kader
READING AGE 18+
Sese
Romance
ABSTRACT
Senem’in dünyası, başkalarının yarım kalmış hayatlarının üzerine kurulmuştu.
Eksiklerin üstüne eklenmiş bir çocuktu o.
Babası, veremin ince ince tükettiği ilk karısını toprağa verdiğinde, dört çocukla kalakalmıştı. Evde sessizlik büyümüştü önce. Sonra yokluk. Sonra yalnızlık…
Aynı köyde, Senem’in annesi de bir başka mezarın başında durmuştu; iki oğluyla birlikte hayata tutunmaya çalışan, yorgun bir kadın.
İki yarım hayat birleşti.
Sevgi için değil belki… ama eksik kalmamak için.
Bir ev kuruldu.
O evde üç kız doğdu.
Ve en son Senem geldi.
Ama o evde hiçbir şey yeni değildi.
Ne umut, ne ses, ne de hayat…
Annesinin elleri genç yaşta yaşlanmıştı.
Babası konuşurken kelimeler sanki omuzlarına yük oluyordu.
Ev… bir evden çok, yorgunlukla ayakta duran bir duvar gibiydi.
Senem o duvarın içinde büyüdü.
On üç yaşındaydı.
Ama çocukluğu çoktan eksilmişti.
Yine de kaçabildiği bir yer vardı: bağlar.
Orada koşardı. Ayakları toprağa değerken içi hafiflerdi.
Rüzgâr saçlarını dağıtırken, sanki biri ona “daha çocuksun” diyordu.
Akşamları ise babası konuşurdu.
Hikâyeler anlatırdı.
Kahramanlardan, kaybolanlardan, kavuşamayanlardan…
Senem en çok o hikâyelerde yaşardı.
Çünkü gerçek hayatında kimse ona soru sormazdı.
Ama babasının hikâyelerinde herkesin bir hikâyesi vardı.
Bir tek onun yoktu.
Ta ki bir gün… biri onun hikâyesini yazana kadar.
Komşunun oğlu Mehmet, onu bağlarda gördü.
Bir anlık bakıştı belki.
Ama o bakış, Senem’in hayatını belirlemeye yetti.
Senem hiçbir şey bilmiyordu.
Ne Mehmet’i… ne evliliği… ne de “verilmek” ne demekti.
Ama köy biliyordu.
Bir akşam, evin içinde dolaşan fısıltılar yükseldi.
Duvarlara çarptı.
Sonra kelime oldu.
Sonra karar.
“Verelim kızı.”
O cümle, Senem’in içine bir taş gibi düştü.
Kalbi ilk kez böyle attı.
Hızlı… sert… korkuyla.
Anlamıyordu.
Ama hissediyordu.
İçinde bir ses vardı.
Tek bir kelime söylüyordu:
Kaç.
Senem kaçtı.
Bağlara…
Toprağa…
Rüzgâra…
Ama kader… ondan daha hızlıydı.
Onu buldular.
Küçük ellerini tuttular.
Direnmesini duymadılar.
Ağlayışını görmediler.
Ve bir gecede…
bir çocuğu susturdular.
Senem güzel bir kızdı.
Mehmet yakışıklı bir delikanlıydı.
Köy bunu konuştu günlerce.
Ama kimse şunu konuşmadı:
Bir çocuğun gözlerinde nasıl bir sessizlik büyür?
Çünkü bazı hikâyelerde güzellik, sadece dışarıdan bakana aittir.
İçeride ise…
kimsenin duymadığı bir çığlık vardır.
Senem o gün gelin oldu.
Ama aslında o gün…
çocukluğu toprağa gömüldü.